12 Şub 2009

menekse2

“Bağışlama, menekşenin kendini ezen topuğa anında bulaşan güzel kokusudur.”


Rabbimizi “Ben günah işlerim, O utanır!” diye tarif eden Sadi’nin sözüyle yan yana koy bakalım, neler düşüneceksin?

Senai Demirci  Dua Defterim Sayfa 11

10 Şub 2009

Bir Müslümanın Peygamber (s.a.s.)’e karşı sevgi beslediğini ileri sürmesi ona içtenlikle tabi olmasını, getirdiği prensiplere severek bağlı kalmasını gerekli kılar. Sevenin sevgiliye ters düşmeyecek şekilde bir hayat sürmesi, kişinin sevgisinin samimiyetini ortaya koyar.

 

“Andolsun ki, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı arzu edenler ve Allah’ı çok ananlar için Allah’ın Rasûlü en güzel örnektir.” (Ahzab, 21)

 

Ümmeti olmakla müşerref olduğumuz Efendimiz (s.a.s.), yolunu kaybetmiş insanlığı yeniden yaradılış fıtratına döndürmek için kâinatın Rabbi tarafından görevlendirilmiş, tarihin iftiharla sahiplendiği en büyük öğretmendir. Efendimiz (s.a.s.) henüz dünyaya teşrif etmeden önce, insanı insan yapan bütün değerler hemen hemen yok olmuş, adeta insanlık bir ateş çemberinin içerisine yuvarlanmıştı. Güçlünün sözünün para ettiği, savunmasız insanların alabildiğince ezildiği, ölçünün tamamen yok olduğu bir topluma öğretmenlik yapacaktı. Kadının, insan olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde risaletle görevlendirildiği düşünülürse, Efendimiz (s.a.s.)’in yüklendiği misyonun ciddiyeti kendiliğinden ortaya çıkar.

 

Üzülerek ifade edelim ki; bu gün genelde bütün dünyada özelde ise İslâm dünyasında Efendimiz (s.a.s.) layık olduğu şekilde tanınıp anlaşılmamaktadır. Onun getirdiği ve bütün dünyada evrensel değerler olarak kabul edilen insanî değerler, ondan bağımsız bir şekilde telaffuz edilmeye çalışılmaktadır. Getirdiği ve bizzat yaşayarak gösterdiği prensipler ondan soyutlanarak ifade edilmeye çalışılıyor. Adeta fail-fiil, usta-eser ayrışmasına tabi tutulmaktadır.Genel olarak ahde vefa, adalet, doğru şahitlik, emanete riayet, ırz, namus, can ve mal güvenliğinin dokunulmazlığı, inanç ve düşünce hürriyetine saygı, hakkaniyet esaslarının yerleşmesine yardımcı olma, ayrıca toplumsal huzuru ve barışı dinamitleyen zina, iftira, insan canına kıyma, adam kayırmacılık, rüşvet, içki, kumar, vb. olumsuz davranışlardan kaçınma ve mümkünse bunlara engel olmak gibi en temel insanî değerler, Efendimiz (s.a.s.)’in toplum hayatına yerleştirdiği prensiplerdir. Hem bir Müslüman olarak, hem de bir insan olarak uymamız gereken bu değerler aynı zamanda Efendimiz (s.a.s.)’e beslediğimiz sevgimizin de belirtisidir. 

Devamını oku…

10 Şub 2009

Soru: Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in, (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak; içinde kuşku uyaran şeyleri terket ve kuşkusuz bir iklimde yaşa. Zira gönül, doğruluktan huzur bulur, yalandan kuşku duyar; doğruluk insanın içinde itminan ve oturaklaşma hâsıl eder; yalan ise, burkuntudur, bulantıdır.” mealindeki hadis-i şerifinde sıdkı itminan vesilesi ve yalanı da kuşkunun ta kendisi olarak tarif etmesini nasıl anlamalıyız?

-Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) inananları şüpheli alandan uzak durmaya ve kuşkusuz bir iklimde yaşamaya çağırmaktadır. Müslümanlık işlene işlene tabiatın derinlikleri haline gelirse, insan, Allah’ın münker gördüğü şeylerden tiksinti duyar ve marufa karşı da derin bir arzuyla dolar; işte o zaman iradesini zorlamadan ve az bir gayretle şüpheli alandan uzak kalıp itminan içinde yaşayabilir.

-Sıdk dendiğinde daha çok doğru söz ve hakikate muvafık beyan akla gelmektedir. Fakat aslında sıdk; doğru sözün yanında doğru davranışı da ihtiva eden, her türlü uydurma beyan ve tavırdan arınmış olmayı da çağrıştıran ve insanın iç-dış, gizli-açık her halini aynı çizgide götürmesi, hilâf-ı vâki her şeye kapanıp, hayatını doğruluğa göre planlaması manalarına gelen daha şümullü bir tabirdir.

-Doğru sözlü bir çocuğun, “Bana dua ediyor musun?” sorusuna verdiği cevap…

Devamını oku…

09 Şub 2009

İmam Buhari, et-Târihu’l-Kebîr adlı meşhur eserinde “Bişr b. Akrabe el-Filistinî” hakkında şu rivayeti naklediyor:

Babam, Hz. Peygamber ile birlikte katıldığı bir savaşta şehit düşmüştü. Birgün Peygamber yanıma uğradı. Ben, ağlıyordum. (Ey sevimli çocuk!) diye seslenerek benden ağlamayıp susmamı istedi ve bana yasımı unutturacak şu teklifte bulundu:

- “Benim, senin baban; Aişe’nin de annen olmasını istemez misin?” Bu teklifi duyar duymaz ben:

- “Anam babam sana feda olsun elbette isterim yâ Rasulallah!” dedim.

İmam Buhârî, burada adı geçen Bişr’in “Filistin” olarak bilindiğini de (وبشر معروف بفلسطين ) kaydetmektedir. (II. 78. no: 1751)

Diğer kaynaklardan öğrendiğimize göre, Bişr’in babası Uhud Savaşında şehit düşmüştü. Allah Rasülü, ağlayan bu sevgili yetime şefkat ve merhametle yaklaşmış, mübarek eliyle onun başını okşamıştı. Hatta ona biraz da ümit aşılamak üzere adını “Beşîr” ya da “Bişr” olarak değiştirmişti. (İbn Tanrıverdî, En-Nücûmu’z-Zâhira, I. 84; İbn Asâkîr, Târîhu Dimaşk, X. 2988-302)

Evet, bu rivayette anlatılan şehit yâdigârı olan Bişr ya da Filistin’in elinden Rahmet Elçisi tutmuştu. Ona babalık yapmayı teklif etmiş, göz yaşlarını silmiş, ona yetimliğini unutturmuştu. Bu rivayette anlatılan, Hz. Peygamber ile yetim Filistin arasındaki samimi ilişki, aslında O’nun varisleri olan Muhammed ümmeti ile mazlum Filistin arasında olması gereken ilişkiyi çok güzel özetlemektedir.

Üç haftadır Filistin’de yüzlerce, binlerce Bişr’ler şayet hayatta kalmayı başarabilmişlerse, açlıktan, korkudan, çaresizlikten feryat etmekte, Rahmet Elçisi’nin yerini dolduracak, O’nun şefkatli elini temsil edecek, Bişr’lerin başlarını okşayıp, göz yaşlarını dindirecek, onlara analık-babalık yapacak kimseleri beklemektedirler.

www.sonpeygamber.info adresinden alıntı yapılmıştır. Orjinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

09 Şub 2009

Ahirete ait işlerin dışında, her türlü işte teleşa kapılmadan ve düşünerek hareket etmek daha hayırlıdır. (Ebu Davud)

Dikkat ve temkinle hareket etmek ALLAH’tan, acelecilik ise şeytandandır. (Tirmizi)

08 Şub 2009

Olgunlaşmamış meyveyi dalından koparan kişinin sabırsız olduğuna hükmedilir. Kopardığı meyveyi kendisi yiyemediği gibi, bir başkasının yemesine de engel olduğu için kınanacak bir iş yapmış sayılır. Sözü, yerli yerinde kullanmayan kimsenin hali de, meyveyi olgunlaşmadan dalından koparan kimsenin haline benzer. Sabır gösterip olgunlaşmasını beklese, hem yediğinden bir tat alacak, hem de zayi etmemiş olacak. Söz de, olgunlaşmadan insanın ağızdan çıktığında, dinleyeni rahatsız edeceği gibi, sahibine de zararı dokunur. Söz, insana yaratıcı tarafından verilmiş bir emanettir. Onu harcı âlem bir şekilde kullanmak hakkına sahip değiliz. Zaten kültürümüzde bu yönde bizi uyaran pek çok deyim, nasihat ve söz vardır. Çok konuşan kimse toplum tarafından sevilmez. Geveze diye kınanır. Çok konuşan çok yanılır. Ya hayır söyle ya da sus. Kötü söz sahibinindir. Söz gümüşse sükût altındır… gibi deyimler, büyük tecrübelerden süzülerek bize kadar intikal etmiş hakikatleri içlerinde barındırmaktadır.

Bir insanın sözlerine bakarak onun hakkında bir kanaat sahibi olmanız mümkündür. Bu yüzden Hz. Ali, insan, dilinin altında saklıdır der. Lüzumsuz yere konuşmayan, bir amaca mebni konuşan biriyle karşılaştığınızda onun olgun bir insan olduğunu düşünür ve kendisine yakınlık gösterirsiniz. Lüzumsuz yere konuşan, kendisine sorulmadığı halde cevap veren, her mevzuya girmeyi alışkanlık edinmiş insanlar ise toplum tarafından sevilmez, tabir caizse hafifmeşrep olarak nitelenirler. Söz, yerinde ağırdır deyimi bu açıdan çok öğreticidir. Sözü yerinde kullanan kişi, insanların takdirini kazanmakla kalmaz, Cenab-ı Hakkın bir ayet-i kerimede buyurduğu hakikate mazhar olur: ‘Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.’ İbrahim: 24.

Devamını oku…

08 Şub 2009

Söz Yangını* Çıktı!

Sessiz ve sinsi bir yangını haber veriyorum size. Görünmez bir depremin enkazını resmediyorum. Nefeslerimizle harladığımız, hece hece alevlendirdiğimiz bir yangını körüklüyoruz ağzımızda. Dilimizin her kıpırtısında ürkütücü fay hatlarını tetikleyen zelzeleler büyütüyoruz odalarımızda. Sevaphanemizi yakıyoruz dilimizle.

İyiliklerimizi yerle bir ediyoruz dudağımızla. Kendi duruluğumuzu bulandırdığımız, kardeşlerimizi küçük düşürdüğümüz, doğrularımızı eğrilttiğimiz, yüzümüzü de sözümüzü de ikileştirdiğimiz “fiskos bombaları” döşüyoruz ağzımıza, aramıza, yuvamıza, sokağımıza…

Bir insan inandığını söylediğinde, kendisini Allah’la ilişkilendirir. Bir insan “mü’min” olduğunu beyan ettiğinde, artık Allah’la yaşamaktadır. O’nu kendine Vekil edinmiştir. O’nu kendine Velî edinmiştir. Mü’min, Allah’ın kulu olarak tanımlamıştır kendini. Öyle yaşar, öyle bilir ve öyle bilinsin ister. Vekil’i Allah olan ise dokunulmazdır. Velî’si Allah olana dil uzatılmaz. Kendini “Allah’ın kulu” olarak markalayan, o kutlu markanın ardındadır, onun kalitesi üzerine laf edilmez.

“Allah’ın kulu”nun hataları olabilir elbette. Ama o kulun Allah’ı, hatasından dönmesi için sabreder, dönüşünü bekler. Bir başkası, Allah’a kul olanın hatasını görür görmez onu cezalandırmaya kalkamaz, sırlarını yağmalayamaz. O zaman kendini Allah’ın önüne koymuş olur. [Bakınız, Hucûrat, 1]

Devamını oku…

08 Şub 2009

Bir kişi fidan dikince ALLAH ona bu fidandan çıkacak meyve kadar sevap yazar. (Ahmed b. Hanbel)

Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulatından bir kuş veya bir insan veya hayvan yiyecek olursa bu onun için bir sadaka olur. (Buhari)

08 Şub 2009

Bir Gece

On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
Kumdan ayınon dördü bir öksüz çıkıverdi
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
Nerden görecekler göremezlerdi tabi
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
Bir kere de ma’mure-i dünya ozamanlar
Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
Salgındı bugün Şark’ı yıkan tefrika derdi

Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun O’na cemiyeti medyun O’na ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet

Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret*

Mehmet Akif ERSOY

28 Ağustos 1928

*Haşretmek: Dirilip bir araya toplamak.

04 Şub 2009

Uykudan uyanınca sizden hiç kimse, üç sefer yıkamadıkça ellerini kaba banmasın. Çünki o, ellerin geceyi vucüdun neresinde geçirdiğini bilemez. (Buhari)

Kapat
E-posta ile paylaş