03 Mar 2009

gul_kucukEnes bin Malik hazretleri Rasulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

 İçine düştüğü bir hatanın pişmanlığıyla kıvranan bir insan diliyle istiğfar etmese de affolunur.

 

Müsnedü’ş-Şihâb, 1/264; el-Firdevs, 37 558

03 Mar 2009

gul_kucukHazreti Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, her ifadesi lâl ü güher Efendiler Efendisi şöyle buyurur:

İnsanın izzeti inancını hayatına yansıtmasında, kişiliği aklını hep hayra kanalize etmesinde, şeref ve asaleti de ahlakını güzelleştirmesindedir.

 

(Beyhakî, Sünen, 7/136, 10/195; Dârekutnî, 3/303)

23 Şub 2009

a_sahinAhmet Şahin 17 Şubat 2009, Salı

Tarikat ve tasavvuf büyüklerinden örnek tavırlar!

Soruyu şöyle sormuş okuyucum: “Tarikata da, tasavvufa da karşıyım.” diyerek maneviyat büyüklerine duyduğumuz saygıyı yıkmak isteyenlere siz nasıl bakıyorsunuz?

Her meslekte olması mümkün olan kötü örnekleri öne çıkarıp da, tarikat ve tasavvufta hiç iyi örneklerin verilmediğini iddia etmek doğru olur mu? Yok mu onların da takdir toplayan tavırları?

Efendim, aslında tarikatın telkin ettiği tasavvuf, İslam’ı aşk ve şevk duyarak yaşama halidir. Bu aşkı insanlar bazen bir tasavvuf büyüğünden alır, bazen okuduğu irşat kitaplarından, bazen de çevresinde gördüğü güzel örneklerden.. Geçmişte bir tasavvuf büyüğünde de, bir fıkıh aliminde de, hayranlık uyandıran çok güzel örnekler görülmüş, topluma yön veren bu güzel örnekler çok da etkili olmuştur. Halen ihtiyaç duyduğumuz bu örnek tavırlardan bazılarına birlikte bir göz atalım isterseniz.

1- Şam’ın ileri gelen mutasavvıf ve muhaddis âlimlerinden İbn-i Muhayriz (vefatı: 99), alışveriş için kimsenin dikkatini çekmeden girdiği mağazadan alacağı malları seçiyordu ki, bu sırada kendisini fark eden birinin mağaza sahibine, “Mallara bakan şu zat Şam’ın büyük mutasavvıflarından İbni Muhayriz’dir, Ona ucuza ver.” dediğini duydu. Bu tanıtımdan rahatsızlık duyan tasavvuf büyüğü, kitaplık çaptaki ikazını şöyle yaptı: – Biz buraya paramızla mal almaya geldik, dinimizle değil! Bizim ilmimiz İslam’ı doğru anlamak ve doğru yaşamak içindir, ucuza mal almak için değil. Lütfen herkese nasıl satıyorsanız bize de aynı fiyattan satın, ilmini menfaatine alet eden din adamı durumuna düşürmeyin bizi!

Evet, toplumun tüm kesimlerine verilen muhteşem bir samimiyet mesajıdır bu. Kimse bu samimiyet mesajını basite alamaz, günümüzde böyle etkili örneklere ihtiyaç yoktur diyemez.

2- Nişabur’un mübarek mutasavvıfına (258) bir talebesi şöyle sordu: -Ben ihlasta mı ilerliyorum, yoksa riyada mı, nasıl kontrol edebilirim kendimi? Cevaba bakın lütfen: -Seni övenle yeren, nazarında bir olduğu zaman ihlasta ilerlediğini düşünebilirsin. Öyle değil de seni öveni seviyor, yerene kızıyorsan, ihlasta değil benlikte ilerliyorsun demektir. Unutma! İnsanların övmesi kurtarmaz, yermesi de batırmaz. Mühim olan, Allah’ın övmesidir. Çünkü cennetle cehennem O’nun elindedir!.

3- Bir ihlas ve tevazu örneği de müctehid alimlerimizden verelim. Ahmed bin Hanbel (H. 241) Bağdat’ta pazardan dönüyordu. Onu elinde pazar çantasıyla gören biri koşarak gelip çantasını alarak taşımak istedi. Vermek istemeyince de ısrar etti: – Efendim, bizim vazifemizdir büyüklerimize hizmet etmek! Ahmed bin Hanbel, şu karşılığı verdi: – Biz kendimizi, çantası taşınacak büyüklerden bilirsek bu kibir olur, küçüklüğümüzün delilini

teşkil eder. Bu sebeple bizi çantası taşınacak büyüklerden bilmek size sevap kazandırsa bile bize günah getirir. En iyisi, kendi yükümü kendim taşımalıyım. Çünkü mahşerde de herkes kendi yükünü kendisi taşıyacak, kimse kimsenin yükünü yüklenmeyecektir!

4 -Bu gibi hasbi önekler geçmişe mahsustur, denemez. Onların günümüzdeki devamından da örnek verebiliriz. Benim İlk hocalarımdan Gönenli Mehmet Efendi (vefatı: 1991) elini öpmek isteyenlere, “Ben kendimi eli öpülecek biri olarak görmüyorum” diyerek el öptürmek istemez, ısrar edenlere de şöyle çıkışırdı: – Benim elimi öpeceğine kendi elini öp! Çünkü derdi, benim elimi öpme tevazuuna sahip olan adamın eli öpülür! Ne dersiniz, basit görülüp de yok sayılabilir mi böylesine mesaj yüklü mükemmel örnekler?

Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.

22 Şub 2009

secdeSeccade, içimizde Rabbimizi en çok sevenin en çok sevdiği yerdir. Seccade, içimizde Rabbimizce en çok sevilenin Rabbimizce en çok sevildiği yerdir. Seccade, içimizde bizi en çok seven En Sevgili’nin (asm) bizi görmekle en çok sevindiği yerdir.

O’nun (asm) gibi sevmek için, O’nun (asm) gibi sevilmek için, O’nun (asm) sevindirmek için seve seve seccadeye koşmalı değilmiyiz?

Senai Demirci  Dua Defterim Sayfa 37

21 Şub 2009

hat_4

*Daima düşünceliydi

*Susması konuşmasından Uzun sürerdi

*Lüzumsuz yere konuşmazdı

*Konuştuğunda ne fazla ne eksik söz kullanırdı

*Dünya işleri için kızmazdı

*Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı

*Kötü söz söylemezdi

*Affediciliği tabii idi,intikam almazdı

*Düşmanlarını affetmekle kalmaz,onlara şeref ve değer verirdi

*Kimseyle çekişmezdi

*Boş şeylerle uğraşmazdı

*Umanı umutsuzluğa düşürmezdi

*Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı

*Hiç kimseyi ne yüzüne karşı ne de arkasından kınamaz,ayıplamazdı

*Kimsenin kusurunu araştırmazdı

*Kimseye hakkında hayırlı olmayan söz söylemezdi

*Yanında en son konuşan kişiyi ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi

*Her zaman ağırbaşlıydı

*Konuşurken çevresindekileri kuşatırdı

*Kelimeleri, parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı

*Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır,iki yana sallanmazdı

*Adımlarını geniş atar,yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi

*Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü

*Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi

*Dostlarına şöyle derdi dünyada garip bir kimse ya da yolcu gibi ol

*Her zaman hüzünlü,fakat mütebessim bir haletle dururdu

*Adet üzere sarf edilen hiç bir kötü sözü ağzına almamıştı

*Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz,bağırmazdı

*Fakirlerle birlikte yerdi,öyle ki onlardan ayırtedilmezdi

*Sade kıyafetler giyer,gösterişten hoşlanmazdı

*Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi

*Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı

*Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi:İlahi,doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan,kanmaktan ve kandırılmaktan,haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan,saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım

*Sıradan değildi.Ama sıradan insanlar gibi yaşardı…

21 Şub 2009

hat_3

1

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ  قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

2

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır.

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

3

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

4

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

5

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

6

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

7

لاَ يُلْدَغُ  اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir  delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

8

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

9

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

10

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

11

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

12

عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

13

لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

14

لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.

15

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

16

لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

17

اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

18

لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.

19

إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

20

لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.

21

تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

Tirmizî, Birr, 36.

22

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.

23

رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.

24

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.

25

مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.

26

خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.

27

لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

göstermeyen bizden değildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.

28

كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.

29

اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ  الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.

30

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

31

مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.

32

اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.

33

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.

34

عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ  إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir  darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

35

مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

Bizi aldatan bizden değildir.

Müslim, Îmân, 164.

36

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)

cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.

37

أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ  عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

İbn Mâce, Ruhûn, 4.

38

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.

39

إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

40

اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Tirmizî, Cum’a, 80.

21 Şub 2009

eller11

“Allah’ım; bize korkunda öyle bir pay ayır ki, bu, Sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda engel olsun.

Allah’ım; bize itaatinden öyle bir nasip ver ki, o bizi cennete ulaştırsın.

Allah’ım; bize yakininden öyle bir hisse lütfet ki dünyevi musibetlere tahammülümüz kolaylaşsın.”

Senai Demirci  Dua Defterim Sayfa 34

15 Şub 2009

nebi1501. “Dua ibadetin tâ kendisidir.” (Ebû Davud)

2. “Allah’ım, Senden hidayet ve doğruluk isterim.” (Müslim)

3. “Allah’ım, Senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik isterim.” (Müslim)

4. “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalplerimizi taatine çevir.” (Müslim)

5. “Allah’ım, bana doğruyu ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.” (Tirmizî)

6. “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimi dininin üzerinde sabit kıl.” (Tirmizî)

7. “Allah’ım! Senden yararlı bilgi, hoş rızık, kabul edilmiş amel isterim.” (İbn Mace)

8. “Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, bana afiyet ver ve bana rızk ver.” (Müslim)

9. “Allah’ım, günahlarımı bağışla, bana merhamet et, hidayet et, bana afiyet ver, rızk ver.” (Müslim)

10. “Allah’ım, yaptığım şeylerin şerrinden ve yapmadığım şeylerin şerrinden Sana sığınırım.” (Müslim)

11. “Zorlu beladan, bedbahtlıktan, kötü kaderden ve düşmanların şamatasından Allah’a sığınırım.” (Buharî-Müslim)

12. “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Buharî-Müslim)

13. “Allah’ım, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım.” (Ebû Davud)

14. “Allah’ım, açlıktan Sana sığınırım; o, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten Sana sığınırım; o, ne kötü bir sırdaştır.” (Ebû Davud)

15. “Allah’ım, nimetinin elden çıkmasından, afiyetinin ters dönmesinden, ansızın azabına uğramaktan ve her türlü gazabından Sana sığınırım.” (Müslim)

16. “Allah’ım kalbimi aydınlık kıl, lisanımı, kulağımı, gözümü, ardımı, önümü, üstümü, altımı aydınlık eyle. Allah’ım, nurumu büyüt.” (Buharî-Müslim)

17. “Ey Hay ve Kayyum olan! Sadece Senden yardım isterim; Hayatımı düzelt, gözümü açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsimle baş başa bırakma.” (Hakim)

18. “Allah’ım, Senden sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve beni Senin sevgine ulaştıracak ameli isterim. Allah’ım, Senin sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle.” (Tirmizî)

19. “Allah’ım, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve cimrilikten Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım.” (Müslim)

20. “Allah’ım; bütün hamdler Sanadır. Sen beni onunla giydirdin. O, elbisenin hayrını ve onun için yapılanın hayrını Senden isterim. Onun ve onun için yapılanın şerrinden Sana sığınırım.” (Tirmizî)

21. “Allah’ım, Senden rahmetini icap ettiren şeyleri, mağfiretini gerektiren şeyleri, bütün günahlardan esen kalmayı, bütün iyilikleri ganimet olarak kazanmayı, cennete nail olmayı ve cehennemden kurtulmayı isterim.” (Müslim)

22. “Allah’ım, işimi koruyan dinimi ıslah et, geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et, dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et. Hayatı her hayrı artırmama vesile eyle, ölümü bütün kötülüklerden kurtulmama çare eyle.” (Müslim)

23. “Allah’ın adıyla, Allah’a tevekkül ediyorum. Allah’ım! sapıtmak ve saptırılmaktan, alçalmak ve alçaltılmaktan, zulmetmek ve zulmedilmekten, bilgisizlikten ve bilgisiz bırakılmaktan Sana sığınırım.” (Tirmizî)

24. “Bütün hamdler O Allah’a ki O, bana yeter, bana acır; yine bütün övgüler O’na ki, O, beni doyurur ve suvarır. Bana ihsanda bulunup, beni -insanların- en faziletli(si) kılan Allah’a hamd olsun. Senden beni ateşten korumanı diliyorum.” (Ebû Davud)

25. “Allah’ım, Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Sana döndüm, Senin için dava ettim ve Sana başvurdum. Önceden yaptıklarımı ve sonraya bıraktıklarımı, açık yaptıklarımı ve gizli yaptıklarımı bağışla. İleriye götüren ve geriye bırakan Sensin. Senden başka İlah yoktur.” (Buharî-Müslim)

26. “Allah’ım, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, ihtiyarlıktan ve kabir azabından Sana sığınırım. Allah’ım, nefsime takvasını ver ve onu temizle. Onu en iyi temizleyecek olan Sensin. Onun sahibi ve mevlâsı Sensin. Allah’ım, faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.” (Müslim)

27. “Allah’ım! dünyada ve ahirette Senden esenlik isterim; Allah’ım, dinim, dünyam, ailem ve malım konusunda Senden af ve esenlik isterim. Allah’ım, ayıplarımı ört. Korkularımdan beni emin eyle. Önümde, ardımda, sağımda, solumda, üstümde olanlardan beni koru. Altımdakilerden de Senin azametine sığınırım.” (Ebû Davud)

28. “Allah’ım, hatamı ve cahilliğimi, işimde aşırılığımı ve benden iyi bildiğin şeylerimi bağışla. Allah’ım, ciddimi ve şakamı bağışla, hataen ve kasten yaptıklarımı bağışla. Bütün bunlar bende vardır. Allah’ım, yapıp ileriye gönderdiğim ve yapmayıp geriye bıraktığım; açıkladığım ve gizlediğim şeylerimi ve benden daha iyi bildiğin şeylerimi bağışla. İleriye süren ve geriye bırakan Sensin. Sen her şeye kadirsin.” (Buharî-Müslim)

29. “Allah’ım, Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın, Ben, Senin kulunum, gücüm yettiğince Senin ahdin ve vaadin üzereyim; işlediklerimin şerrinden Sana sığınır, üzerimdeki nimetlerini Sana ikram eder, günahımı da itiraf ederim, bundan ötürü beni mağfiret eyle. Senden gayrı kimsecikler günahları bağışlayamaz.” (Buharî)

30. “Allah’ım, bütün hamdler Sanadır. Sen, yerin, göğün ve onlarda olanların nurusun. Hamd yine Sanadır. Çünkü Sen yerin göğün ve bunlarda olanın yegane idare edenisin. Ve gene bütün övgüler Sana aittir. Ki Sen, Hak’sın, va’din, sözün, Seninle karşılaşmak, cennet ve cehennem, peygamberlerin, Muhammed (sav)’in kıyamet saati, bütün bunlar haktır. Allah’ım, Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim, tevbe ettim, senin uğruna mücadele ettim, seni hakem edindim. Gelmiş gelecek, gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla. Sen, benim ilahımsın. Senden başka ilah yoktur. Şanı yüce olan Allah’ın güç ve kuvvetinin dışında güç ve kuvvet yoktur.” (Buharî-Müslim)

31. “Gökleri ve yeri yaratan, görünen ve görünmeyeni bilen, her şeyin Rabbi, meliki ve sahibi olan Allah’ım! Senden başka ilah olmadığına şahidim. Nefsimin kötülüğünden, şeytan ve ortaklarının şerrinden Sana sığınırım. Nefsime bir kötülüğün gelmesinden veya Müslümanlara karşı bir suç işlemeye onu itmesinden gene Allah’a sığınırım.” (Tirmizî)

www.sonpeygamber.info ‘dan alınmıştır. Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

15 Şub 2009

kitap2Fatiha Suresinin Meali (Açıklaması)

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd O Allah’ın

[ki O] Rabbi [dir] alemlerin.

[ki O] Rahman ve Rahim

[ki O] Maliki [dir] Din Gününün.

Sana ibadet ederiz yalnız.

Senden inayet dileriz yalnız.

Hidayet eyle bizi ‘müstakim yol’a.

Üzerlerine nimet indirdiklerinin yoluna.

Gazaba uğramışlerın [yoluna] değil, dalalete sapanların [yoluna da] değil.

-Amin

Ömrümü sadece Fatiha’nın sırlarını açmaya, herkese her dilden Fatiha anlatmaya ayırmak için duacıyım. Fatiha, dilimize değen en güzel duadır. Duayı kabul edecek olan Zat’ın dilimize dua vermesi, bize yakarış temrinler yaptırması, O’nun o duaları çoktan kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor değil mi? Dua ile duanın kabulü arasınd sadece o duanın dilimize değmesi bahanesi var. Adı üzerinde “açılış”tır Fatiha; varlığın yüzünü Var eden’e açar, bize ötelerler “ağız birliği” ettirir. Bize verileceklerin hepsi Fatiha’da saklıdır. Tek Fatiha ile istediklerimiz bize verilse yeter aslında. Bizi yokluğun dehşetinden alıp bize kimsenin yapamayacağı iyiliği yapan Rabbimiz, Fatiha  ile kendimiz için neyi istemenin hayırlı olduğunu öğretir bize ve onları kendisinden istetir. Vermek istemeseydi, ısrarla istememizi ister miydi?

Senai Demirci  Dua Defterim Sayfa 27,28

Dua

13 Şub 2009

Dua

Dua değdiği anda göklere ağar söz… Dudağına değer değmez ötelerin muştusunu getirir söz. Nefesine karışır karışmaz kalbini sonsuza taşırır..  Dua avucuna dokunur dokunmaz kelebek gibi bahara taşır tenini. Dua sözün sözden öte konuşmasıdır… Dua sözün kıblesi, kalbin haccıdır.

Rabbimiz Musa Aleyhisselam’a sormuştu: ” Elindeki nedir? ” Musa Aleyhisselam ise, “bu asamdır” demişti, ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim…” Ve sonra asası ile ilgili pek çok detay anlatmıştı. Pekala, Musa Aleyhisselam da biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu bilir. Asanın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkelenmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Rabbe ayrıca söylenmesi fazla gibi görünüyor… Sencede öyle değilmi? Sen sevdiğinin huzurunda olsan, lafı uzatmak istemez misin? Daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular bulmayı arzu etmez misin? Konuştuğun konunun ne olduğu önemli değildir. Önemli olan konuşmakdır. Konuşmak seni huzurunda tutacaktır… Duada böyledir işte. Kulun Rabbiyle söyleşmesidir. İster ayakkabımızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir için, ister ebedi hayat gibi başta gelen hacetimiz için dua etmek, Rabbin huzurunda kalma meselesidir. Mümin için duanın kabul olup olmasında daha önce, dua etmek gelir… Çünki dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, sevgilinin huzurunda kalmaktır. O’nunla birlikte olmak; O’nun sana istediğini vermesinden daha büyük bir kardır.

Senai Demirci Dua Defterim Sayfa 22,23

Kapat
E-posta ile paylaş