Peygamber (S.A.S.) Sevgisinin Mahiyeti

Bir Müslümanın Peygamber (s.a.s.)’e karşı sevgi beslediğini ileri sürmesi ona içtenlikle tabi olmasını, getirdiği prensiplere severek bağlı kalmasını gerekli kılar. Sevenin sevgiliye ters düşmeyecek şekilde bir hayat sürmesi, kişinin sevgisinin samimiyetini ortaya koyar.
“Andolsun ki, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı arzu edenler ve Allah’ı çok ananlar için Allah’ın Rasûlü en güzel örnektir.” (Ahzab, 21)
Ümmeti olmakla müşerref olduğumuz Efendimiz (s.a.s.), yolunu kaybetmiş insanlığı yeniden yaradılış fıtratına döndürmek için kâinatın Rabbi tarafından görevlendirilmiş, tarihin iftiharla sahiplendiği en büyük öğretmendir. Efendimiz (s.a.s.) henüz dünyaya teşrif etmeden önce, insanı insan yapan bütün değerler hemen hemen yok olmuş, adeta insanlık bir ateş çemberinin içerisine yuvarlanmıştı. Güçlünün sözünün para ettiği, savunmasız insanların alabildiğince ezildiği, ölçünün tamamen yok olduğu bir topluma öğretmenlik yapacaktı. Kadının, insan olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde risaletle görevlendirildiği düşünülürse, Efendimiz (s.a.s.)’in yüklendiği misyonun ciddiyeti kendiliğinden ortaya çıkar.
Üzülerek ifade edelim ki; bu gün genelde bütün dünyada özelde ise İslâm dünyasında Efendimiz (s.a.s.) layık olduğu şekilde tanınıp anlaşılmamaktadır. Onun getirdiği ve bütün dünyada evrensel değerler olarak kabul edilen insanî değerler, ondan bağımsız bir şekilde telaffuz edilmeye çalışılmaktadır. Getirdiği ve bizzat yaşayarak gösterdiği prensipler ondan soyutlanarak ifade edilmeye çalışılıyor. Adeta fail-fiil, usta-eser ayrışmasına tabi tutulmaktadır.Genel olarak ahde vefa, adalet, doğru şahitlik, emanete riayet, ırz, namus, can ve mal güvenliğinin dokunulmazlığı, inanç ve düşünce hürriyetine saygı, hakkaniyet esaslarının yerleşmesine yardımcı olma, ayrıca toplumsal huzuru ve barışı dinamitleyen zina, iftira, insan canına kıyma, adam kayırmacılık, rüşvet, içki, kumar, vb. olumsuz davranışlardan kaçınma ve mümkünse bunlara engel olmak gibi en temel insanî değerler, Efendimiz (s.a.s.)’in toplum hayatına yerleştirdiği prensiplerdir. Hem bir Müslüman olarak, hem de bir insan olarak uymamız gereken bu değerler aynı zamanda Efendimiz (s.a.s.)’e beslediğimiz sevgimizin de belirtisidir.
Peygamber (s.a.s.) Efendimizi sevebilmemiz için önce onu (s.a.s.) iyi tanımamız gerekir. Zira hiçbir kimse tanımadığı bir insanı sevemez. Bir Müslüman olarak şunu hepimiz kabul etmek durumundayız ki, bir Müslümanın dünyadaki aslî vazifesi Yüce Yaradan’a gerektiği şekilde kulluk yapmaktır. Mevlaya giden yolda kulluk öğretilerinin açıklandığı yegane kaynak Kur’anı Kerim’dir. Pek tabiîdir ki; bu kulluk öğretilerini ilâhi murada uygun bir şekilde en güzel anlayan ve uygulayan Efendimiz (s.a.s.)’dir. Öyleyse onu (s.a.s.) tanıyıp sevebilmemiz için önce onu (s.a.s.) tarif eden ilâhi kelamı okumamız gerekmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i okuyan, onda Hz. Peygamber (s.a.s.)’i görecek, Hz Peygamber (s.a.s.)’i tanıyan onun hayatında Kur’an-ı Kerim’i bulacaktır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) yaşayan Kur’an’dı. Kur’an ayetleri onun şahsında hayat bulmuştu.
Getirdiği ve tabi olduğu Kur’an-ı Kerim dikkatlice okunduğunda, kendisi hakkında ifade ettiği hadisler iyi bir şekilde tetkik edildiğinde; insanın hem aklına, hem kalbine, hem de vicdanına hitap ettiği hemen görülecektir. İşte bu yönüyle, Efendimiz (s.a.s.)’i, sevginin egemen olduğu bir zeminde tanıma zorunluluğu
kendiliğinden ortaya çıkar.
Hz. Peygamber (s.a.s.) ile sahabe (r.a.) arasında oluşan diyalog, tamamen sevginin egemen olduğu, arşılıklı sevgi, saygı ve merhametin öne çıktığı bir dönem olarak kendisini göstermektedir. “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatlive merhametlidir.” (Tevbe, 128) Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi, müminlerden herhangi birisinin bir sıkıntıya düşmesi Hz. Peygamber (s.a.s.)’i derinden üzmekte, en küçük sıkıntı karşısında o (s.a.s.), çekilen acı ve ızdırabı bizzat yüreğinde hissetmektedir. Sahabenin de benzeri bir tutum sergilediği gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadis-i şeriflerde ifade edilmektedir. “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır.” (Ahzap, 6) Bu ayet-i celilede de ifade edildiği gibi müminler, Hz. Peygamber (s.a.s.)’i canlarından öte sevmektedirler. Bunun en güzel örneğini de yine Sahabe (r.a.) Efendilerimiz yaşantılarıyla ortaya koymuştur.
Müminlerin Hz. Peygamber (s.a.s.)’i sevmeleri ve sevgilerinin samimiyeti ona tabi olmalarıyla doğru orantılıdır. Yani bir Müslümanın Peygamber (s.a.s.)’e karşı sevgi beslediğini ileri sürmesi ona içtenlikle tabi olmasını, getirdiği prensiplere severek bağlı kalmasını gerekli kılar. Sevenin sevgiliye ters düşmeyecek şekilde bir hayat sürmesi, kişinin sevgisinin samimiyetini ortaya koyar. Asr-ı saadette gözeçarpan ilk husus, Sahabenin Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı bu tür bir sevgiyi çok güzel bir şekilde tesis etmeleri yönündedir. Hele hele Hz. Peygamber (s.a.s.) risaletin ilk dönemlerin de çok olumsuz baskı ve şiddete maruz kalırken beraberinde bulunan müminlerin hiç tereddüt etmeden kendisine sadakatle bağlılıklarını bildirmeleri tarihte eşi görülmemiş bir sevginin ifadesidir. O hâlde bu gün onun (s.a.s.) ümmeti olma bahtiyarlığını taşıyan biz Müslümanlar da aynı sadakatle sevgilerimizi ıspat etmenin mücadelesi içinde olmalıyız. Getirdiği ve yaşayarak bize öğrettiği kulluk ilkelerine uymak suretiyle sevgimizi ıspat edebiliriz. Çizdiği sınırların içinde kalarak bağlılığımızı gösterebiliriz. Örnek vermek gerekirse; yoksul düşen bir Müslüman yoksulluktan kurtulmanın mücadelesini verirken, Allah’ın Rasûlünün (s.a.s.) çizdiği sınırların içinde kalmak kaydıyla harama bulaşmadan, başkasının hukukunu ihlâl etmeden sıkıntıdan kurtulmanın mücadelesini veriyorsa, işte o Müslüman sevgisinde samimidir. Allah’ın (c.c.) kendisine helal kıldığının dışında hiç bir şekilde gayrımeşru yola başvurmayıp, helalinden kazanmanın azmi içerisinde sabırla inandığı değerlere bağlı kalıyorsa, işte o Müslüman sevgisinde samimidir. İlâhi imtihan gereği dünyada başına gelen musibetlere karşı Müslümanın hayatında sabır söz konusu ise, işte o Müslüman sevgisinde samimidir. İlâhi rızaya kavuşmak amacıyla Müslümana tevdi edilen görev ifa edildiğinde, Müslümanın önüne çıkabilecek engellere karşı direnç göstermesi ve Allah (c.c.)’tan bu hususta yardım istemesi, Müslümanın sevgisindeki samimiyetini ortaya koyar. Efendimiz (s.a.s.)’i gerçekten seven bir Müslüman, tıpkı sahabeler (r.a.) gibi her türlü olumsuzluğa rağmen, her türlü sıkıntıya rağmen, her türlü nefsî ve şeytanî davetiyeye rağmen tabi olduğu, sevdiği, örnek aldığı rehberin gösterdiği ilkelerden taviz vermez. Allah (c.c.)’ın biz Müslümanlardan istediği sevgi işte böyle bir sevgidir.
Sahabe bunların sınavını en güzel şekilde vermiş, bu prensiplerle çelişen bir hâl söz konusu olduğunda hiç tereddüt etmeden, inandıkları değerlerden yana tercihte bulunmuş, Rasûlullah (s.a.s.)’ı canları pahasına sevmişlerdi. Hz. Ali (r.a.): “Biz Rasûlüllah’ı susuz bir insanın suya hasreti gibi severdik.” (Nebhani, FezailiMuhammediye, 171) Savaşta kocası, kardeşi ve babası şehit olan Ensardan bir kadının Rasûlüllahın sağlıklı olduğunu görünce: “Seni sağ olarak gördükten sonra, her musibet bana hafif gelir.” (İbni Hişam, Siret, 43) derken âdeta şu hadisi yaşayarak kabul etiğini etrafına göstermek istiyordu: “Sizden biriniz, beni annesinden, babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.” (Buhârî, İman 8; Müslim, İman, 70) Böylece sevgilerinde samimi olduklarını ortaya koymuşlardır. Tarihe altın harflerle kaydedilen bu sadakat, bizim için en güzel örnek olmalıdır.
Efendimiz (s.a.s.)’e tabi olmak aynı zamanda Allah (c.c.)’ı sevmenin ve Allah’ın sevgisine mazhar olmanın ayrı bir ifadesidir. Çünkü Allah’ı sevmek, O’na kul olmakla mümkün olur. Kul olmanın temel prensiplerini getiren ve yaşayarak bize gösteren kişi ise Efendimiz (s.a.s.)’dir. O hâlde: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.” (Âl-i İmran, 31) ayeti bizim sevgimizin mihenk taşı olmalıdır.
Diyanet Avrupa Aylık Dergisi Aralık 2008
Cevat AYDIN
Orjinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Allah bizleri efendimizin sevgisinden ,ahlakından ve şefaatinden ayırmasın.Yürümüş olduğu yolda bizleride daim eylesin.