<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Peygamber hayatı</title>
	<atom:link href="http://gulunadi.com/etiketler/peygamber-hayati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gulunadi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Apr 2010 06:50:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>3- Fil Vak&#039;ası (Ebrehe&#039;nin Kâbe&#039;ye Saldırması) (571 M.)</title>
		<link>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/3-fil-vakasi-ebrehenin-kabeye-saldirmasi-571-m.html</link>
		<comments>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/3-fil-vakasi-ebrehenin-kabeye-saldirmasi-571-m.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 20:11:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[efendimizin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebrehe]]></category>
		<category><![CDATA[Fil Vakası]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gulunadi.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Habeşistan Kırallığı&#8217;nın Yemen Vâlisi Ebrehe, Hristiyanlığı Arabistan&#8217;da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San&#8217;a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı. Üstelik, Kinâne Kabîlesi&#8217;nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi. Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile Kâbe&#8217;yi yıkmak üzere Mekke üzerine yürüdü. Arapların bu orduya karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">Habeşistan Kırallığı&#8217;nın Yemen Vâlisi Ebrehe, Hristiyanlığı Arabistan&#8217;da yaymak ve Arapları Kâbe ziyâretinden vazgeçirmek için, San&#8217;a'da muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Fakat, Araplardan bu kiliseye ilgi gösteren olmadı. Üstelik, Kinâne Kabîlesi&#8217;nden bir Arap, bir gece gizlice kilise içine pisledi. Ebrehe bunu bahâne ederek büyük bir ordu ile Kâbe&#8217;yi yıkmak üzere Mekke üzerine yürüdü. Arapların bu orduya karşı koyabilecek güçleri yoktu. Mekkeliler şehri boşaltarak etraftaki dağlara çekildiler.<br />
Ebrehe, Mekke yakınlarında karargâhını kurdu. Kureyş Kabîlesinin reisi olan Abdülmuttalib&#8217;e elçi göndererek, kan dökmek üzere değil, sâdece Kâbe&#8217;yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Bu esnâda Ebrehe&#8217;nin öncü kuvvetleri Mekkelilerin sürülerini yağmalayıp ordugâha götürmüşlerdi. Bunlar arasında Abdülmuttalib&#8217;in de yüz devesi vardı. Abdülmuttalib, Ebrehe&#8217;ye giderek yağmalanan sürülerin geri verilmesini istedi. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">Ebrehe: </span></strong><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">-&#8221;Ben, Kâbe&#8217;yi yıkmamam için ricâya geldiğini sanmıştım. Görüyorum ki sen, develerinin derdindesin, bunu sana yakıştıramadım&#8230;&#8221; deyince, </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">Abdülmuttalib büyük bir vakarla: </span></strong><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">-&#8221; Ben, develerin sâhibiyim, onları istiyorum. Kâbe&#8217;nin de sâhibi var. O&#8217;nu sâhibi koruyacaktır&#8221; diye cevap vermişti. Bu cevap karşısında Ebrehe, Abdülmuttalib&#8217;in develerini ve Mekkelilerin yağmalanan bütün mallarını geri verdi.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de de açıklandığı üzere, Ebrehe amacına ulaşamadı. Kâbe&#8217;yi yıkmak üzere hücûma geçileceği sırada, Ebrehe&#8217;nin her seferinde berâberinde bulundurduğu Mamut adlı büyük fil ile diğer filler her türlü çabaya rağmen, diz çöküp oldukları yerde kaldılar; Kâbe cihetine yürümediler. Bu esnâda gök yüzünde beliren sürü sürü kuşlar, ağızlarında ve pençelerinde taşıdıkları küçük taşları Kâbe&#8217;ye hücûma hazırlanan askerlerin üzerine bıraktılar. Ebrehe&#8217;nin büyük ordusu bir anda perişan oldu.(17) Büyük bir kısmı orada telef oldu. Kaçıp kurtulabilen askerlerin bir kısmı ile Ebrehe San&#8217;a'ya döndü ise de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak çok geçmeden öldü.<br />
Ordu&#8217;nun önünde yürüyen filler sebebiyle, tarihte bu hâdiseye &#8220;Fil Vak&#8217;ası&#8221;, bu olayın meydana geldiği seneye de &#8220;Fil Yılı&#8221; denilmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: black; font-size: 11pt; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-themecolor: text1;">(17) &#8220;Kâbe&#8217;yi yıkmağa gelen fil sâhiplerine, Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların kötü plânlarını (hile ve düzenlerini) boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Sonunda onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi&#8221;. (Fil Sûresi, 1-5)</p>
<p>Rasûlllah (s.a.s.) Efendimiz, Fil Vak&#8217;ası&#8217;ndan 52 gün kadar sonra dünyaya geldiği için bu olayı görmemişti. Fakat bu Sûre indiği esnâda bu olay o kadar iyi biliniyordu ki, hayatta olanlardan, olayı görmemiş olanlar da sanki görenler kadar olaydan haberdardı. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.s.) olay sırasında henüz dünyaya gelmemiş olduğu halde &#8220;görmedin mi?&#8221; buyrulmaktadır. Burada görmek , &#8220;bilmek ve duymak&#8221; anlamında kullanılmıştır.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/3-fil-vakasi-ebrehenin-kabeye-saldirmasi-571-m.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1-Arabların Durumu</title>
		<link>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/1%e2%80%94-arablarin-durumu.html</link>
		<comments>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/1%e2%80%94-arablarin-durumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 17:53:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[efendimizin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Arapların durumu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gulunadi.com/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O&#8217;nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan&#8217;ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.   İslâmiyet&#8217;ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O&#8217;nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan&#8217;ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır.<br />
 <br />
İslâmiyet&#8217;ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına &#8220;Şeyh&#8221; deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif&#8217;ti. Mekke&#8217;de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler.</p>
<p><span id="more-287"></span><br />
Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka&#8217;de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara &#8220;eşhür-i hurum&#8221;(1) (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke&#8217;nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı.(2)<br />
Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif&#8217;le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe&#8217;nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye &#8220;el-Muallekatü&#8217;s-seb&#8217;a&#8221; (Yedi Askı) denilmiştir.</p>
<p>Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva&#8217;, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke&#8217;de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu.<br />
Arabistan&#8217;da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî (ateşe tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim&#8217;in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan &#8220;Hanîf&#8221;ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı.<br />
İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde (Sûriye&#8217;de) &#8220;Nebtî&#8221;, güneyinde (Yemen&#8217;de) &#8220;Himyerî&#8221;, Irak&#8217;ta ise &#8220;Süryânî&#8221; yazıları kullanılıyordu. Hicaz Arapları Sûriye ve Irak&#8217;a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça&#8217;yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler. Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından &#8220;Nesih&#8221;; Süryânî yazısından da &#8220;Kûfî&#8221; denilen yazı sitilleri doğmuştur. Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret.. gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi.(3)</p>
<p>İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi. Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi.<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerîm &#8220;Câhiliyet Devri&#8221; denilen bu karanlık dönemi, &#8220;İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafı kapladı) karada ve denizde yayıldı.&#8221;(4) ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
(1) &#8220;Allah&#8217;ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah&#8217; a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aylardır. (et-Tevbe Sûresi,36)<br />
(2) &#8220;Kureyş kabîlesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse, kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren şu Beyt&#8217;in (Kâbe&#8217;nin ) Rabbine kulluk etsinler.&#8221; (Kureyş Sûresi, 1-4)<br />
(3) Bkz. Sünenü&#8217;d-Dârimî, 1/3, Beyrut, ts.<br />
&#8220;Aralarında birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Şimdi onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar.&#8221; (en-Nahl Sûresi, 58-59. Ayrıca bkz. ez-Zuhruf Sûresi, 17; et-Tekvîr Sûresi,8-9)<br />
(4) Bkz. er-Rum Sûresi, 41</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">M.F.G. Peygamberlerin Hayatı</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gulunadi.com/efendimizin-hayati/1%e2%80%94-arablarin-durumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
